9 Mart 2017 Perşembe

Bağımlı Yargının gölgesi altında yapılan referandum,yeni anayasa ve başkanlık sistemi


Aşağıda okuyacağınız bu uzun makale,bundan yıllar önce öngörüde bulunarak blogger sitelerimde (Bağımsız Yargıya Giden Yol) adı altında yayınlamış ve bayağı bir ilgi görmüştü..Ancak bu makale,çeşitli nedenlerden dolayı blogger sitelerimden istemeyerek de olsa kaldırmak zorunda kalmıştım..

Bu makaleyi tekrar yayınlamamızın nedeni ise ülkemizde referandum ile elde edilecek "yeni anayasa" ve "başkanlık sistemi" ile ortaya çıkabilecek "olumsuz gelişmeleri" türk halkına anlatabilmek ve bu bağlamda "bağımlı yargı"nın gölgesi altnda yapılan her türlü referandum ve seçimlerin güvenilir olmadığını ve güvenilir olmayan referandum ve seçimlerden çıkan sonuçların da bu ülkeye ve bu millete hay'ır getirmeyeceğini vurgulayabilmektir..

Bu makalede daha çok "bağımsız yargı"nın olmaması ve bağımsız yargının olmadığı bir ortamda yapılan referandum ve seçimler gibi ülkenin geleceğini ilgilendiren olayların meşru olmadığını dile getirmeye çalışmıştım..Tabii bir de başkanlık sistemi var..O konuya girmemiştim..Ancak bu yazım,başkanlık sitemini de ilgilendiren bir yazı olmuştur..

"Bağımlı bir yargının gölgesi altında yapılan bir referandum ve elde edilebilecek bir başkanlık sistemi ne kadar meşru olabilir ki? "

Neyse,bu makaleyi sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim..Umarım ne demek istediğimi o zaman anlamış olursunuz..İyi dileklerimle..E.Y.

Bağımsız Yargıya Giden Yol

Bağımsız Yargıya ihtiyacımız var mı,yok mu?

Aslında siyaset yapmaktan pek hoşlanmıyorum. Ama insan istemesede kendini siyasetin içerisinde buluveriyor. Bir yanda mecbur kalıyorsunuz.

Aşağıdaki yazıyı okumadan önce öncelikli olarak şuna bir karar verelim; Aslında okuyuculara seslendiğim için (karar verin) diyorum.

"Gerçekten,yargının bağımsız olmadığına inanıyor musunuz?"

İnanıyorsanız bu yazıyı okuyun. İnanmıyorsanız,gene okuyun. Belki,okuduktan sonra fikrinizi değiştirirsiniz. Şimdi devam edelim.

Önce şunu bilmemiz gerekir.  ( "Bağımsız Yargı"ya ulaşmanın yolu,"Yeni Anayasa"dan geçer. ") Şimdi bu şekilde söylediğimiz için (yeni anayasayı) çıkartmaya hevesli kişiler  (özellikle de hükümet ve meclis üyeleri ve onlara yakın olanlar),şimdiden sevinmeye başlamışlardır. ("Gene bizim istediğimiz,yere gelindi!") dercesine.

Evet,doğrudur. "Bağımsız Yargı"ya ihtiyacımız var. Ve buna giden yolda,"Yeni Anayasa"dan geçer. Ama hükümetin yada meclisin (meclis derken muhalefet partileri de buna dahildir) istediği "Yeni Anayasa"  şeklinde değil.  Onlar,kendi kafalarında tasarladıkları bir "Yeni Anayasa" şeklini yapmak ve bunu halka maletmek (açıkçası dayatmak) istiyorlar.

" "Bağımsız Yargı"nın olmadığı bir ülkede ,bırakın seçimleri ve halk referandumlarının meşruluklarını sorgulamayı; bu kafa ile özellikle de siyasilerin ve kutuplaşmış ve siyasallaşmış (hükümetin,meclisin ve siyasilerin emri ve baskısı altında olan üniversitelerin ve yargının) el attığı her hangi bir "Yeni Anayasa" çalışmaları da ANTİ-DEMOKRATİK olmaktan öteye gitmeyecektir.  "

Ve bu neden ile hazırlanılan "Yeni Anayasa"nın meşruluğu uzun yıllar boyunca tartışılmaya ve sorgulanmaya devam edecektir. Artı bir de meşruluk içermeyen ve antidemokratik olan "Yeni Anayasa" yüzünden ,kararan onbinlerce hayatlarıda bir düşünün..

BENLİK

"Bağımsız Yargı"ya nasıl ulaşılır konusunda bende,(diğer herkes gibi) uzun süreden beri düşünüyordum. Aslında ben daha yeni yeni yazarlık mesleğine atılanlardanım.Ancak öyle haham şaham zengin yada sosyatik olmuş yazarlardan değilim. Aslında ben yazar mıyım? Onuda tam olarak adını koyamadım.

Aslında bir yazarın normalde siyasete girip "taraf tutmaması" gerekir. Çünkü,bir yazarın bir tarafı tutması,onun düşüncelerinin bağımlı olması (yada kitaplarının satılmaması) anlamına da gelir. Ama öte yandan birileri (özellikle de vatandaşlar) bir şeylerden dolayı acı çekiyor ve haksızlığa uğramışsa,o zaman o yazarın bu gelişmelere tarafsız kalması da pek düşünülemez. Tabii ki işi (siyasallaştırmadan ve tarafsız bir şekilde değerlendirerek yapmak) önemli burada. Yoksa sizi kimse ciddiye almaz. İster yazar olun isterseniz gazeteci. Ne olursanız olun. Farketmez.

ŞİKAYETLER VE NEDENLER

Neyse gelelim başlığımıza. Uzun lafın kısası yukarıda belirttiğim gibi (Bağımsız yargıya ihtiyacımız var mı,yok mu?) Herkesin bir kere bunu düşünmesi gerekir.Bugün hem yargı üyeleri hem siyasiler hemde hükümet üyeleri hatta yeni cumhurbaşkanlığa atanan Erdoğan bile,(yargının bağımsız olması gerektiğini) ima etmeye hatta üstüne basa basa dile getirmeye çalışmıyorlar mı?

Çalışıyorlar. Öyleyse,yargının şimdi bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Sadece bunlar değil ki,kanıtları olan. Daha önce yaşanan Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalarda,yargının bağımsız olmadığı an be an yaşanmıştı. Ne oldu? Tutuklu subaylarımız,komutanlarımız,siyasiler,gazeteciler ve diğer vatandaşlarımızın hemen hemen hepsi serbest bırakıldı. Neden? Madem suçlulardı,neden serbest bırakıldılar?

"Uzun tutukluluk" sürelerinden dolayı diyenler var. Bilemiyorum. Ama diyelim ki,uzun tutukluluktan dolayı olsun. Uzun tutukluluk ne demek? Eğer yargının yada emniyetin elinde,kişileri suçlayıcı gerçek deliller yoksa,bu kişiler belli süreye kadar (deliller bulunana kadar) gözaltına alınır. Ama bu davalarda hapis verildi. Buda çok ilginç bir durum.

Yeteri kadar GERÇEK delil olmadığı yada toplanamadığı için (o süre dolana kadar - uzun tutukluluk süresine kadar) ,hapis yatan kişiler serbest bırakılır. Ama burada tutuklu kişiler yargının saf kararı ile değil siyasilerin özellikle de hükümetin yada meclisin kararları ile serbest kalıyorlar. Normalde yargının kendi saf haliyle çok daha erken serbest kalmaları gerekirdi. Ama bu yapılmadı. Böyle uzun bir süre beklenildi.

Neyse. İşte bu gibi durumlar bile yargının bağımsız olmadığını bizlere en güzel bir şekilde açıklıyor. Aynı şeyler "Paralel Yapı" gibi operasyonlarda da gerçekleşiyor. Yani,hükümetin yargıya ve emniyete sızmış olan bir takım yapıları temizleme operasyonları yapması,aslında güzel gibi gözüküyor. Ama aslında yanılıyoruz. Çünkü,operasyonları gerçekleştiren ve emirleri veren yine siyasi oteriteler. Bu haliyle ,yargının temizlenmesi ne kadar gerçekçi olabilir?

Yargı ve emniyet içerisine sızan bir takım yapılardan bahsediliyor. Bu doğru olabilir. Ama sadece cemaat yada diğer adı ile "Paralel Yapı" değil ki,emniyete ve yargıya sızanlar. Medyada görüyoruz. Haberlerini her gün okuyup duyuyoruz. Hem emniyet hemde yargıya (siyasal,dini veya ideolojik) düşünceler içerisinde olan (kişi,grup,cemaat,çete,partizan yaklaşımlar (particiler) vs vs ) gibi hemen her kesim,adamlarını bir şekilde (buralara) yerleştirmiş durumda. Yani anlayacağınız,sadece paralel yapı değil elemanlarını yerleştiren.

Hani derler ya ("Adamını bulan,yargı ve emniyette işi götürüyor.") İşte o hesap. Bazı siyasiler,sanatçılar,gazeteciler,yazarlar,STÖ,ler,dernekler,vakıflar,partiler,cemaatler,mezhepler vs vs. Daha aklınıza ne kadar (siyasal,dini ve ideolojik) objeler geliyorsa,işte düşünün bir kere.

Önüne gelen herkes ,kendi düşüncesinde olanlarını önceden yetiştirmiş ve o kişileri (yargı  ve emniyet mensubu) diye yargının ve emniyetin içerisine sokmuşlar. Bu şekilde,(yani siyasal ,dini ve ideolojik düşünceler içerisinde) hareket eden,duygularına bu nedenle hakim olamayan vs vs Türkiye cumhuriyetinde yargı ve emniyet mensubu olarak görev yapan kaç bin yada on bin memur eleman vardır? ( Ee artık siz hesaplayın. Belkide bu sayı milyonlarca da olabilir. Bilemiyorum. Yargı ve emniyet mensuplarının toplam sayısı ne kadar ki? Neyse. )

Şöyle yargı ve emniyet teşkilatına bir bakın. Özellikle de yargıya. Ne görüyorsunuz? Yargı mensuplarının kafalarında olması gereken tek şey ,sadece ve sadece (Bağımsız Hukuk ve Bağımsız Yargı) anlayışıdır.  Ama bu anlayışlar hem hükümete hem muhalefete hem de diğer (siyasal,dini ve ideolojik) objelere yakın olan yargı mensupları tarafından (mesela bağımsız yargı isteme ve yargıya müdahale feryatları ) olarak birbirlerini suçlayıcı ve dersler verici olarak kullanılıyor. Maalesef,tüm bu gelişmeler (önüne gelen adamını yargıya yerleştirdiği için) ,sadece birilerine ders vermek yada cezalandırmak veya küçük düşürmek için kullanılan "hukuk edebiyatından" öteye gidemiyor.

İşte bu neden ile yargı mensuplarının büyük çoğunluğu,gerçek hukuka uygun kararları veremiyor. Çünkü,çoğu baskı altında. Bu baskılar yargı mensuplarının ,yargı içerisinde bulundukları pozisyonlarda bulunan (yukarıda anlatılan siyasal,dini ve ideolojik objelerden) gelebilecek tepkiler ve suçlamalardan kaynaklanıyor. Yargıda kimin adamı varsa,o yargı mensupları birbirlerini bu şekilde suçlayabiliyor. Aynı şey pek çok emniyet mensupları içinde geçerli.

"Siyasal,dini veya ideolojik" objelerden,buralara gelip yerleşen bu yargı ve emniyet mensuplarının kimisi ataist kimisi laik kimisi dinci kimisi islamcı kimisi partizan kimisi cemaatçi kimisi mezhepçi vs vs. Öyle değil mi? Ben kafadan mı atıyorum tüm bunları? Allah aşkına,medyayı okuyun. Medyada yargıya ve emniyete sızan türlü türlü kişilerden emniyetçilerden,yargı mensuplarından bahsetmiyorlar mı? Hatta bu konularda çok sayıda kitaplar dahi çıkmadı mı? (Mesela. Necip Haplemitoğlu,Uğur Mumcu. Bu yazarlar,yargı ve emniyet içerisine sızan bu kişileri ortaya çıkardıkları için öldürülmedi mi? Bunları sizlerde biliyorsunuz. Hiç okumadınız mı bunları? )

Ayrıca yukarıda anlattığımız gibi bugün bile siyasetçiler,(yargının bağımsız olmadığından) şikayetçi değiller mi? Hükümet ile yargı mensubları arasında kavgalar yaşanmıyor mu? "Paralel Yapı" operasyonları neden yapılıyor? (Yargı ve emniyete) sızdıkları ve hükümeti tehtid ettikleri için.  Bu nedenden dolayı deniliyor. Yani,bir temizlik operasyonu aslında. Bunu kendileri de dile getiriyorlar. Demek ki,yargıda bir kadrolaşma var.  Öyle değil mi? Ama bu kadrolaşma sadece paralel yapı değil ki?

Elinizi vicdanınıza koyun. Bugün yargıya ve emniyete sadece paralel yapının olduğunu düşünebilir misiniz? Hükümetin adamlarıda var,muhalefetin adamlarıda. Sadece siyasilerin değil ki,yukarıda bahsettiğimiz bazı siyasal,dini ve ideolojik objelerin bile kendi adamları bugün hem yargı hemde emniyet mensuplarının içerisinde yer edinmiş durumda. (Elini sallasan ellisi),kim yargıya ve emniyete adamlarını sokmamış ki? Söyleyelim. Elbetteki tıpkı bizler gibi normal SADE VATANDAŞLARIMIZ. Öyle değil mi? Haksız mıyım?

SESSİZ ÇOĞUNLUK

Şimdi,tüm yazdıklarımızdan dolayı yargı ve emniyet teşkilatlarının tamamını zan altında bırakmak da doğru olmaz.  Bunların hepsi mi siyasal,dini ve ideolojik düşünceli yargı ve emniyet mensubu elemanlarıdır? Elbetteki hayır. Yargı ve emniyet içerisinde bu gibi düşüncelerin içerisinde olmayan yargı ve emniyet mensuplarıda var. SESSİZ ÇOĞUNLUK (Bunu biliyoruz.)

Var ama nedense onların sesi pek çıkmıyor. Elbetteki,bu sessiz çoğunluk bağımlı olan yargı ve emniyeti ayakta tutuyor. Saygılarından dolayı . Yada siyasilerin kavgaları yüzünden (ekmek teknelerinden olmamak için sessiz kalıyorlar.) İşte emniyet ve yargıda sessiz çoğunluğun hali bu. Onlar seslerini bir çıkarsa (bağımlı yargı ,bağımlı emniyet) diye birşey kalmaz aslında.

Şimdi,bunu (emniyet ve yargı) mensublarını isyana teşvik şeklinde ele alanlar olacaktır. Eğer yazıyı bu şekilde anlamışlarsa yanılıyorlar. Yargı ve emniyet mensublarındaki o sessiz çoğunluğun ,bir şekilde tek bir çatı altında örgütlenmeleri (STÖ) ve mücadelelerini bu şekilde vermeleri gerektiğini ima ediyorum. Tabii ki bu şekilde de (yargı ve emniyet teşkilatları) hemen şıp diye bağımsız hale getirilmez. Bunu da biliyoruz. Aşağıda çözümün ne olabileceğini açıklamaya çalıştım.

BAĞIMLI YARGI VE BAĞIMLI EMNİYET.

Neyse bunların dışındakiler ise medyada görülen ve daha çok medyatik kişiliğe sahip yargı ve emniyet mensubları.  Belkide görevleri gereği olabilir,bu medyatiklik.  Ama bu durum ( siyasal,dini ve ideolojik) düşünceli memur elemanlarının yargı ve emniyet teşkilatına sızmadığını ve kadrolaşmadığını göstermez. Bir şekilde sızmışlar. Ve yargı ve emniyet teşkilatını,kendi düşüncelerine göre dizayn etmeye çalışmışlar. Ve işte sonuç.  BAĞIMLI YARGI VE BAĞIMLI EMNİYET.

Yargı ve emniyet teşkilatları bağımlı olunca,doğal olarak yargı ve emniyete (ve elemanlarına) yapılan baskılarda artmaktadır. Hükümet ve muhalefet üyelerinin baskısı bir yandan. Hakim,savcı ve emniyet mensuplarını bu neden ile rahat bırakmayan Yargının ve Emniyetin yüksek kurulları bir yandan. Öte yandan siyasal,dini ve ideolojik objelerin baskıları da var. Onları da pas geçemeyiz.

Yani,herkes yargıda ve emniyette kendi adamlarını kayırmaya çalışıyor. ("Yok senin adamın kötü. Şöyle kötü şeyler yaptı. Yok benim adamım iyidir,namusludur. Öyle birşey yapmaz." Şöyledir,böyledirler.) Öyle değil mi? Şu an yaşanılanlar aynı şekilde değil mi? Neden bu şekilde oluyor? Önüne gelen  (yargı ve emniyet mensupları da dahil) herkes,(vur abalıya!) beğenmedikleri yargı kararlarına ve emniyet mensuplarına sadırıyor. Vuruyor sırtlarına.

HAKKINI ARAMAK

Haksızlığa uğradığını düşünen herkes ,emniyet ve yargının aldığı kararları eleştiriyor. Elbetteki eleştirmeli. Hakkını aramalı. Neden? Çünkü,(Yargı Bağımsız Değil ki!) O yüzden,yargının bağımsız olmadığı bu ortamda haksızlığa uğradığını düşünen herkes,hakkını aramalıdır. Aramalı ki,ilerde daha büyük acılar yaşanmasın.  Yoksa,(bağımsız yargının olmadığı) bu ortamdaki hukuk skandallarında yaşanan hukuk cinayetlerinin daha çok artmasına neden olunur. Haksızlığa uğradıklarını düşünen insanlar hem haklarını aramak hemde bu hukuk cinayetlerinin bir daha (başkaları içinde ) olmaması için seslerini çıkartmaya ve yargı kararlarına karşı çıkmaya çalışmalılar. Bizler bunu dile getirmesek de,bunlar zaten yapılıyor.

Tabii,yargı kararlarına karşı çıkma eğilimlerini sadece vatandaşlar değil,(başbakan,bakanlar,cumhurbaşkanı,siyasiler,gazeteciler,yazarlar,sanatçılar vs vs.) hemen hemen her mensuptan kişiler bile,haksız buldukları birtakım yargı kararlarını eleştirmişler yeri geldiğinde tehtidler bile savurmaya çalışmışlardır.

DEMOKRATİK TEHTİDLER!  ("Yargımıza güveniyoruz!")

Hatta öyle ki,bu tehtidleri  ("Yargımıza güveniyoruz!") diye,demokratik ve yasal yollardan yapanlar bile var. ("Yargıya güveniyoruz! Bağımsız yargımıza güveniyoruz!") Ne demek bu? (Gerçekten yargıya güveniyorlar mı? Güveniyorlar ise bu sözleri söylemenin manası ne olabilir?) Aslında bu,yargıya demokratik yollardan! yapılan gizli bir müdahale veya tehtitdir.

"Bağımsız yargının olmadığı bir ülkede ,kulağa hoş gelen bu tür demokratik! söylemleri,(demokratik yollardan yargıya müdahale) olarak yorumlamakta mümkündür." 

Ama bu gerçeği bilen çok az sayıda kişi olduğundan,söylenen bu sözlerdeki "demokratik tehtitler!" toplum tarafından pek anlaşılmaz. Aslında bu söylemleri söyleyen kişilerde,bu sözleri ile (yargının bağımsız olmadığını) açıkça ima etmişte oluyorlar. Yani,hem yargıya hem de emniyete karşı ciddi bir güvensizlik var.

Her neyse artık gerisini siz düşünün. Türk yargısı ve emniyet teşkilatı ne kadar bağımsız? İşte,bir ülkenin başbakanı,bakanı hatta cumhurbaşkanı bile (bağımsız olmayan bir yargıdan) şikayet ediyorsa,o ülkede bağımsız yargıdan bahsetmek mümkün olabilir mi?

Hadi,diyelim hükümet üyelerinin (yargımız bağımsızdır) dediğini varsayalım. Peki,ya (yargının bağımsız olmadığını ) dile getiren çok sayıdaki (siyasiler,yazarlar,gazeteciler,sivil toplum örgütleri,vatandaşlar vs vs.) Bunların bu düşüncelerini ve feryatlarını,şikayetlerini görmemezlikten gelebilir miyiz?  Ne ile açıklamalıyız,bu şikayetleri? Böyle düşünen bu ülkede eminim,milyonlarca insan vardır.

GARİPLİK

Madem milyonlarca insan,(yargının bağımsız olmadığını ) düşünüyor,öyleyse neden aynı partiyi yaklaşık 15 senedir iktidara taşıyor? Bu millet! Yani,burada düşünülmesi gereken bir konu da bu. Böyle söylenildiği zaman,karşınızdaki insan (susup kalıyor,donup kalıyor olduğu yerde!) Tabii,doğal. Cevap veremiyor.

Halbuki şunu demesi yeterlidir aslında. (Ülkemizde yargımız bağımsız değil ki? )

Neden yeterli? Neden böyle söylemesi gerekir? Yukarıda nedenlerini anlattım. Tekrar okusunlar. Bir şey anlamadılarsa,okumaya (buradan) devam etsinler. Bir blog sayfasında,bu konu hakında bir yorum yapmıştım. O yorumun tamamnı vermek istiyorum. Sonra devam ederim.

(  Yazarların çoğunu bende ilgiyle takip ederim..Özelliklede Ruhat Menginin o tartışma programı vardı.İlgiylre izlerdim. Sanmıyorsam Halk tv,de devam ediyor,tam bilmiyorum. Neyse aslında tüm bu üzücü nedenlerin altında yatan tek sebep var. O da Bağımsız bir Yargımızın olmamasıdır. Bağımsız bir yargımız olsaydı,tüm bunlar yaşanır mıydı? Ben de "bağımsız yargı ve bağımsız yargıya nasıl ulaşılır" diye bir yazı yazmayı düşünüyordum. Ama bakalım hayırlısı diyelim. Henüz daha hazırlamış değilim. Ama şunu söyleyeyim,bağımsız yargıya ulaşmanın tek yolu gene halktan geçer..Yani Türkiye'deki tüm (sivil toplum örgütlerinin tek bir çatı altında örgütlenerek,gerçek bağımsız yargının oluşturulmasına her türlü katkıyı) yapmalarından geçer. Meclisin bu haliyle bağımsız yargıyı oluşturması çok zor. Hatta imkansız. Günlük siyasi çıkar kavgaları ve ortalıklarda dolaşan faili meçhul cinayetler gibi yolsuzluk vs gibi çeşitli suçlar,siyasi propagandacılık,partizanlık) vs vs bu gbi siyasal anlayışların hüküm sürdüğü meclis içinde bırakın bağımsız yargıyı,yeni anayasanın çıkarılması bile antidemokratik olmaktan öteye gitmeyecektir..Hatta hem yeni anayasa hemde bağımsız yargı konusunda ,hükümetin yada meclisin halk oyuna (yani refaranduma) başvurması bile bu antidemokratik tavrı değiştirmeyecektir..Çünkü,bağımsız yargının olmadığı bir ülkede,bağımsız seçim sistemlerinden de bahsedemezsiniz.Türkiyede yapılan her türlü seçimlerin bu nedenden dolayı hiçbir hukuki dayanağı yoktur.Ama burası Türkiye olduğu için yapılan seçimler,halka dayandırılıyor. Ama kimse bağımlı yargıdan bahsetmiyor. Maalesef.. )  bucurukveben.blogspot.com

Evet,neden yeterli olduğunu hemen hemen anlamışsınızdır. Ülkede yapılan seçimlerin yada halk referandumlarının bu neden ile bir hukuki dayanağı olabilir mi?

Halk,aynı partiyi çok kez iktidara taşımış. Taşısın. Bu çok mu önemli? Önemli olan,(Türkiye'de yargının bağımsız olmamasıdır.)

"Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede,yapılan her türlü seçim ve referandumların meşruluğu ve hukuksal dayanağı her zaman sorgulanır."

Zaten sorgulanıyor. Hükümet üyeleri bile,şu anki yargı ve emniyetteki gidişattan ve kadrolaşmalardan rahatsız. Öyle değil mi? Medyada izlediklerimiz,duyduklarımız bunlar değil mi?

 Bu anlayış ve şikayetleri (siyasiler,sanatçılar,gazeteciler,vatandaşlar,sivil toplum örgütleri vs vs) hatta hükümet üyeleri bile yapmıyor mu? Ve bu hükümet üyeleri,yargıyı temizleme operasyonlarında kararlı olduklarını dile getirmiyorlar mı? Getiriyorlar ve dediklerini de yapıyorlar. Bu şekilde,yargının ve emniyet teşkilatının temizlenmesi mümkün olabilir mi? Kim inanır ve kim güvenir bu hareketlere?

Şimdi aklıma rahmetli Aziz Nesin geldi. Ne demişti? (Yüzde 60'ı aptaldır!) diye birşey söylemiş. Bazı kişiler,burada (Halk) kelimesini kullanıyor. (Halkın yüzde 60'ı aptaldır!) şeklinde yaydırıyor. Ama gerçekte,Nesin (Halk) kelimesini hiç kullanmamıştır. Her neyse,aslında bu tür söylemler pek hoş değil. Bu ayrı bir konu. Bunu geçelim.

Aziz Nesin,neden böyle bir şeyi söylemiş? Bildiğime göre,bu sözü (82 Anayasa Referanduma) dair söylemiş. Yüzde 92 ile referandum kabul edilmiş ve Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilmişti. He neyse yapılan darbeye rağmen halkın,referandumda Kenan Evren'i seçmiş olması söz konusu idi.

Ama asıl benim anlatmak istediğim şey,o dönemlerde bile (yargının bağımsız olmadığını) açık bir şekilde anlatmak. "Neden halk,darbeye rağmen darbecileri seçti?" Bunun tek bir nedeni var.   ( BAĞIMLI YARGI.  )

Buna "KORKU"yu katanlar da var. ("Halk,darbeden sonra korkmaya başladı. O yüzden Evren'i seçmek zorunda kaldı.")  Halk,neden korksun ki?

1. Eğer seçmezsek,asker bize zarar verir,korkusu.
2. Ülkede iç huzur kayboldu. Tekrar geri gelmemesi için duyulan bir korku.

Halk,bu nedenlerden dolayı Evren'i seçmiş olabilir mı? Olabilir. Mümkün. Ama dikkat edin! Her iki korkunun kaynağı da "BAĞIMLI YARGIDIR." Çünkü;

" "Bağımlı Yargı"nın hüküm sürdüğü ülkelerde,"Bağımlı Yargı"nın el atmadığı hiç bir şey yoktur ki,gücü elinde bulunduranların "gücüne güç" katmasın. "

Halkın gerçekten Evren'i seçmediğini düşünelim. Buna rağmen,seçilmiş gibi gösterilmiş olabilir. Niye böyle olsun? Çünkü gene altından BAĞIMLI YARGI çıkıyor. İşte bu neden ile halkı aptal olarak göstermek pek doğru değil. Bu halkın elinde olan birşey değil ki?

Şunu unutmayalım,az önce de ifade ettim;  ( "Bağımlı Yargı"nın olduğu ülkelerde,"Bağımlı Yargı"nın el atmadığı hiç bir şey yoktur....) Sizce;

"Bağımlı Yargı"nın olduğu ülkelerde yapılan her türlü seçim ve referandumların meşru olması mümkün müdür?"

İşte şimdi günümüzde yaşadığımız şeyde bu. Tüm bu olumsuz gelişmeler,adeta bunların birer kopyası gibi. Öyle değil mi?

DEMOKRASİ

Eminiyet içerisindeki operasyonlar. Daha önce askerlere karşı yapılmıştı. Şimdi emniyet mensublarına karşı yapılıyor. Merak ediyorum! Dünyanın neresinde,"gerçek demokrasi" ile yönetilen ülkelerin hükümetleri,yargı  ve emniyet içinde böyle operasyonlar yapıyor? Eğer varsa,o ülkenin demokrasisinden şüphe etmek gerekir. Gerçek "bağımsız hukuk ve yargı"  anlayışının hüküm sürdüğü ülkeler,"gerçek demokrasi" ile yönetilen ülkelerdir.

Aklıma Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalar geldi. Burada yaşananları da biliyorsunuz. Gerçek bağımsız bir yargının olduğu bir ülkede böyle şeyler olabilir miydi? Elbetteki hayır.

Gerçek "Bağımsız bir Yargının" olduğu bir ülkede,hiç bir yargı ve emniyet mensubu,öyle kolay kolay ,kendi düşüncesinde olmayanları yada sevmediği,gıcık gittiği kişileri (sahte bilgi ve belgeler ile) suçlayamaz. Onlar hakkında,(bırakın Türkiye'deki gibi çok sayıda sahte delil ve belge üretmeyi) bir tane dahi sahte bilgi ve belge üretemez. Ürettikleri taktirde bu hemen anlaşılır ve bu yargı ve emniyet mensupları hiçbir cezadan kurtulamaz. Ama Türkiye'de bu tam tersi işliyor. Korumacılık ve kayırmacılık almış başını gidiyor. Bu nedenler ile çok sayıda sahte bilgi ve belgeler üretenler bir şekilde korunmaya çalışılıyor. İşte medya. Her şey ortada. Öyle değil mi? İşte tüm bunlar,(yargının bağımsız olmamasından) kaynaklanıyor.

"Paralel Yapı" gibi bu tür operasyonlar,gelecekte yargı ve emniyet içerisine (kendi düşüncesinde olmayanları temizleme ve kendi düşüncesinde olanları ise buralara yerleştirme) operasyonları olarak anılabilir. Ve kaldı ki daha şimdiden bu şekilde anılmaya başladı bile.  Yapılmasın mı? Yapılsın,ama bu siyasal objelerin emir yada baskıları ile değil (gerçek bağımsız yargının mensupları) ile olmalıdır bu. Bu şekilde olmaz.

Neden Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalarda (siyasiler,gazeteciler vs) özellikle de askerler ,bir takım sahte bilgi ve belgeler ile suçlandı ve tutuklandılar? Şimdi ise neden serbest kaldılar? Bunun açıklaması nasıl olmalı?

Ortaya atılan yem : "Laiklik elden gidiyor. Hilafet geliyor."

Geçmişte islamcı olarak bilinen bazı siyasilerin, aynı şekilde cezalandırıldıklarını herkes biliyor. Bu yalan birşey değil. İzlemişsinizdir. Erdoğan'ın cezaevi,suçlanma ve dava  görüntüleri,özellikle de devletin televizyonunda bol bol gösterilmişti. Rahmetli Erbakan ve diğer siyasiler. Bunlar kamuoyunda islamcı olarak biliniyorlar. İslamcı kimliklerinden dolayı da yargı ve emniyet içerisindeki ,bazı yargı mensupları tarafından soruşturuldular. Suçlandılar ve bir takım cezalar aldılar. Peki,bu yargı mensupları kendi iradeleri ile mi yaptı,bu eylemleri?

Elbetteki hayır. Ortaya ("Laiklik elden gidiyor.Hilafet geliyor.") yemi atıldı. Sonra Aczmendiler gibi bir takım oyuncuları sahneye soktular. Ortalığı iyice kızıştırdılar. Sonra asker bunlardan rahatsız olmaya başladı. Sonra da medyadaki bazı gazeteciler,yazarlar,sanatçı ve yazarlar da rahatsızlıklarını belli etmeye başladılar.  Sonra bazı sivil toplum örgütleri de aynı şekilde davranıyordu. Birbirlerinden bağımsız bir şekilde ,öyle gelişi güzel olayları iyice kızıştırıyorlardı. Bir yanda şaşkınlık diğer yanda bir korku vardı.

Askerler, sivillerden gelen tepkilerden dolayı irtica tehtidini ciddiye aldı. Ve hükümetleri bu nedenlerle uyardı. Hatta öyle ki bazı siviller (laikliğin elden gitmesinin sebebi olarak askeri sorumlu tutuyor ve askerin daha çok sesini çıkarması konusunda )kışkırtıyorlardı. Kimdir bunlar demeyin,çünkü medyada olaylar öyle gelişi güzel,birbirlerinden  kopuk bir şekilde ilerliyordu ki,o dönemlerin medyalarını açıp tekrar tekrar baş sayfalarını ve köşe yazılarını okumanız gerekir.  Medyada bir İRTİCA PARANOYASI gelişmişti,yani. İrtica yok muydu? Vardı. Ama bu kışkırtmalarla daha çok artmış oldu. Birileri oltaya yem attı,diğerleri bu yemi yedi. Ve işte sonuç. BAĞIMLI YARGI VE BAĞIMLI EMNİYET.

Yani anlayacağınız,aslında o dönemlerde hem askerler hemde siyasiler ve sivil toplum örgütleri birbirlerinden korkuyordu. ("Aman bize laf gelmesin!") edası ile hareket ediyorlardı. Siviller askerden,askerde sivillerden korkuyordu. O dönemler bu şekilde idi. Bu neden ile islamcılar olarak bilinen bazı siyasiler suçlandılar ve kimileri de hapse atıldı.

Peki,kim kazandı? Yargı ve emniyete sızanlar kimler ise onlar! Çünkü,büyük bir ihtimalle "İRTİCA PARANOYASI"nın arkasında da onlar vardı. Askerler,siyasiler,medya ve halk ,bu sahte paronaya ile uğraşırken,birileri yargı ve emniyetin içine sızmaya başlamıştı. Öyle değil mi? Sizleri bilmem ama şahsen ben bu şekilde anladım. O birileri kimler? Bunun "Paralel Yapı" olduğunu söyleyenler var. Olabilir. Ama sadece onlar mı? Yukarıda anlattık. Medyada her gün okuyor ve takip ediyoruz. Hükümetin,siyasilerin,sivil toplum örgütlerinin ve medyanın yargı ve emniyeti nasıl kendi etkisi altına aldıklarını ve oralarda bulunan adamlarını kullanarak ne gibi işlemler yaptıklarını görüyor ve duyuyoruz.  Yargı ve emniyete ve kararlarına müdahale etmeleri ve tehtitleri ise cabası. Buradan anladığımız şey,gene YARGININ BAĞIMLI olmasıdır.

Şimdi düşünelim biraz. Günümüzde yaşanan Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalarda yaşanan gelişmeler,sizleri o dönemleri hatırlatmıyor mu? ("Sanki geçmişte olanlardan intikam alınıyor") havası hissetmediniz mi? Şahsen ben hissettim.

Bir yargı nasıl bağımlı olur? 

Yukarıda izah ettik. Kısaca gene anlatalım.

1. BAĞIMLI bir ANAYASANIN olması. Bu anayasaya "hastalıklı anayasa" diyenlerde var. Bir üllkede "Bağımlı bir Anayasa"nın hüküm sürmesi,"Bağımlı bir Yargı"nın da hüküm sürmesine neden olur. Bu neden ile;

2. Sadece hükümetler değil. Meclis,siyasiler,gazeteci ve yazarlar,sanatçılar,medya,sivil toplum örgütleri,mezhepler vs vs . Daha aklımıza gelmeyen onlarca (siyasal,dini ve ideolojik) objelerin,kendi düşüncelerini taşıyan bireyleri yargı ve emniyet mensubu memuru olarak ,bu teşkilatlara yerleştirmesinin önü açılmıştır.

Kim ne derse desin,bugün yargı ve emniyete olan sızmalar yaşanmış ve bu olabildiğince artmış ise,bunun tek nedeni BAĞIMSIZ BİR YARGIMIZIN olmamasından (yani BAĞIMLI BİR YARGIMIZIN olmasından) dolayıdır.  Bunun nedeni de ,tabii ki BAĞIMLI  bir ANAYASA"nın olmasıdır. Darbeleri ve muhtıraları da unutmayalım. Bunlara sebep olanda gene hastalıklı  yada geçerliliğini yitirmiş eski bir ANAYASAMIZIN olmasıdır.  Başka ne olabilir ki?

Neden bu şekilde davranılıyor?

Neyse şimdi,kaldığımız yerden devam edelim. Biliyorsunuz Ergenekon,Balyoz ve (hatta bunları planlayanlar olarak görülen) Paralel gibi operasyonlar yapıldı. Kişiler suçlandı,tutuklandı. Gezi olayları vs birtakım olaylar patlak verdi. Terör arttı.  Ve birileri bu ortamda "Yeni Anayasa"nın yapılması gerektiğini ima etmeye  başladı. Niye? Peki amaç ne ki?

Kanımca Ergenekon,Balyoz gibi siyasi davalar ile Paralel Yapı gibi operasyonların altında yatan tek bir neden olabilir. (Tabi benimki sadece bir ihtimal.) O da meclisin çıkarmaya çalıştığı YENİ ANAYASAYI ,kendi düşüncelerine göre dizayn ederek bu millete (tüm bu hukuksuzlukları göstererek) anlatmaya (yada dayatmaya) çalışmak. Yani,tüm bu gelişmeleri gösterip,bunların düzelebilmesi için ("İşte görüyorsunuz Yeni bir Anayasaya şiddetle ihtiyacımız var!") diyerek halkı ikna etmeye çalışmalarıdır.

Yani,şöyle anlatalım;

1.  "Yeni Anayasa"yı ("halka gittik,isteklerini aldık!") yalanı ile kendi düşüncelerine göre dizayn edecekler.

2. Meclis'te bunu onaylayacak. Olmadı,meşruluğu tartışılan halk referandumuna gidecekler ve gene halk seçmiş olacak!.  Ve "Yeni Anayasa" bu şekilde dizayn edilecek ve ,mecliste kabul edilecek.

Alın size,DEMOKRATİK BAĞIMSIZ YENİ BİR ANAYASA! Yeni BAĞIMSIZ BİR YARGI! Her şey "oldu bitti senaryosunun" bir ürünü olacak. Gerçekten inanır mısınız? Bu şekilde yapılan bir "Bağımsız Yeni Anayasa" ve "Bağımsız Yargı" düzenlemelerine?  "

"Bağımsız Yargı"nın olmadığı bir ülkede,yapılan seçimler ve halk referandumlarının meşruluğu tartışılırken,bu hali ile "Bağımsız Yargı"nın oluşabilmesi için düzenlenen "Yeni Anayasa"yı, "BAĞIMSIZ YENİ BİR ANAYASA" olarak görmek mümkün olablir mi? "

Elbette ki,mümkün değildir? Aslında bu şekilde davranmak yerine ,aşağıda anlattığımız gibi "Gerçek Bağımsız Yargı"nın ve "Bağımsız Anayasa"nın oluşturulabilmesi için, (sivil toplum) hareketini gerçekleştirmeleri daha yerinde olurdu.

BAĞIMSIZ YARGI NASIL OLMALI?

Peki,gerçek bağımsız yargı nasıl olacak ki? Başka kişilerin düşüncelerini bilmem. Kim ne nasıl düşünür bilemem. Aşağıda benim anlattığımdan daha mantıklı ve daha objektif bir yaklaşım düşüncesi içerisinde olanlar varsa onları açıklayabilirler. O düşüncelerde neden desteklenmesin ki? Ben,o blog sayfasındaki gibi düşüncelerimi koruyorum.

Ne demiştik?

"Bağımsız Yargı"nın yolu,"Bağımsız Yeni Anayasa"dan geçer..

Peki ama bu nasıl olmalıdır?

Halk adına konuşacak olan sadece siyasiler olmamalıdır. Çünkü,günümüzde siyasetçilik artık "köşeyi dönmek ve rahatlık" olarak görülüyor. Halk,seçiyor. Çünkü,buna MECBUR. Eli mahkum. Yapacak başka birşey yok. Neden yok. Çünkü,TÜRK YARGISI BAĞIMLI. Neden bağımlı? Çünkü,hastalıklı BAĞIMLI BİR ANAYASAMIZ var. Bu neden ile meclisin (siyasilerin) tek taraflı olarak karar almaları,ANTİDEMOKRATİK bir yaklaşımdan başka bir şey olmayacaktır. Seçimler yada referandumların yapılması da,(ülkede bağımsız yargının olmaması ve yaşanan her türlü iç siyasi kargaşalar nedeni ile ) çözüm olmayacaktır.

O yüzden Halk adına konuşacak olan sadece siyasiler olmamalıdır. Türkiye'nin dört bir yanında faaliyet gösteren tüm (sivil toplum örgütleri ve üniversiteler) de buna dahil olmalıdır.  Kanımca çözüm şu şekilde olabilir;

Öncelikli olarak Türkiye genelinde faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerinin,(üniversiteleri de dahil) tek bir çatı altında toplanarak örgütlenmesi gerekir. Tek bir çatı altında örgütlenen sivil toplum örgütleri ve üniversiteler,halkın gerçek taleplerini yerinde görecek ve gerçek bağımsız yargının nasıl olması gerektiği konusunda  her türlü (bilgi ve belgeleri) toplayarak ,bunları (üniversiteler ve sivil toplum örgütleri çatısı altında faaliyet gösteren ve yetkili kılınmış ) bağımsız sivil uzman hukukçular tarafından (yasa ve kanunlar) şeklinde dizayn etmeleri gerekir. Bu şekilde "Bağımsız Yargının oluşmasına" hatta "Yeni Anayasanın hazırlanmasına" dahi çok büyük katkıları olmuş olacaktır.

Sivil toplum örgütlerinin tek bir çatı altında örgütlenmesinde ve kararlar alabilmesinde herhangi bir tehtid unsurunun da olmaması gerekir. Yani ne hükümet ne meclis nede herhangi  diğer siyasal veya hukuksal baskılar olmamalıdır. Bu çatı,bağımsız ve özgür bir şekilde kararlar alabilmelidir.

Bu çatının içine sadece sivil toplum örgütleri değil,hem meclis içinde hem de meclis dışında bulunan tüm siyasi partilerin üyelerinde (en fazla iki kişinin) bulunması gerekir. Ve bunlar hiçbir şekilde diğer sivil toplum örgütlerini tehtid eden yaklaşımlar içerisinde olmamalıdır. Hele hele devlet gücünü elinde bulunduran hükümet,meclis,muhalefet ve diğer siyasiler.

Bu çatı altında herkese yer verilmelidir.  Hiçbir şekilde herhangi sivil toplum örgütü ve siyasal parti ayrımcılığı yapılmamalıdır. Eğer gerçekten de "Bağımsız bir Yargı" ve "Bağımsız bir Yeni Anayasa" isteniliyor ise bunların yapılması zorunludur. Aksi taktirde,bu ülke böyle huzursuzluklar içerisinde bocalayıp durur. Ve daha çok insan hakları ihlalleri ,daha çok can almalar yaşanmaya devam eder. Yargıyı ve emniyeti temizlemek,hükümetin,meclisin veya siyasilerin görevi olmamalıdır.

DÜŞÜNELİM VE KARAR VERELİM

Şimdi,elinizi vicdanınıza koyup düşünün. Gerçekten "Bağımsız bir Yargı" istiyor musunuz? Yukarıda anlattığımız çözüm önerisinden hoşlanmadıysanız,kendiniz ciddi bir çözüm üretebilirsiniz. Ama bu tek taraflı (siyasal,dini veya ideolojik) düşünceler içerisinde bir çözüm olmasın. Bu şekilde olduğu taktirde,ciddiyetten ve samimiyetten uzak bir anlayışa sahip olduğunuzu gösterirsiniz. Karşı çıkıyor ama çözümde üretmiyorsanız,o zaman siz (ya  şu anki "yargının bağımsız olduğuna" inanıyor ya kararsızsınız yada yargının bağımsız olmasını istediğinizde pek samimi değilsiniz) demektir. Benim aklıma başka bir şey gelmiyor.

 Hadi,sağlıcakla kalın..

NOT 1: Eğer sizlerde bu düşüncede hem fikir iseniz,bu yazıyı her yerde paylaşabilirsiniz. Buradaki amaç GERÇEK BAĞIMSIZ BİR ANAYASA VE GERÇEK BAĞIMSIZ BİR YARGININ oluşmasını sağlamak. Vatandaşlar olarak bu konuda bir şeyler yapmamız gerekir. O nedenle elimizden geldiğince bu sorunu,her yerde işlemeliyiz. Kendi fikir ve düşüncelerinizi de aynı şekilde paylaşabilirsiniz. Saygılarımla..

NOT 2:  "Bağımsız Yargıya Giden Yol" adlı bu yazımız,daha önce başka bir sitede yayınlanmış ve bayağı yorumların yapılmıştı. Ama üzülerek de olsa,bu yazımızı o siteden sildiğimi belirtmek istiyorum.O yazının kitap tanıtım sitesinde olması pek hoş olmamıştı.Bu nedenle kaldırdım.Yorumlar silindiği için herkesten özür diliyorum.Kusura bakmayın..

Sevgi ve saygılarımla..E.Y.
------------------------------------
NOT: Blogger, yayınların tarihi konusunda biraz geriden davranıyo galiba..Bu yazıyı bugün "10 MART 2017 CUMA" yayınlamamıza rağmen,yayım tarihini dün "9 MART 2017 PERŞEMBE" şeklinde vermiş! Herhalde ABD'deki saat farkından olmalı..Duyurulur..

Yayıncı: Yazar Ertuğrul Yıldırım tarafından yayınlanmıştır; Copright 2017

2 yorum:

  1. Baştan sona okudum, bu arada bendeki yorumuna da rastladım hoş bir sürpriz oldu, :) katılıyorum yazdıklarına ve kalemine sağlık diyorum arkadaşım.
    Yargı maalesef bağımsız değil, anlattığın üzere kendi adamlarını doldurmuşlar, emniyet de öyle, MİT de öyle, üniversitler, rektörler, hastaneler nereye doldurmadılar ki? Kısaca ülkenin durumu çok vahim, şöyle düşünsünler bir gün gelir devran döner, chp ya da sol başka bir parti gelir ve bunların yaptığı yasalarlar kendi yaptıkları kantarlar onları bir güzel tartarlar ve alayı hapsi boylar. (inşallah)
    Demek istediğim hep diyorlar ya yargı bir gün size de lazım olacak, demokrasi bir gün size de lazım olacak diye, bak işte yazmışsın Balyoz deyip onca masumu yıllarca hapis yatırdılar, ölenler, intihar edenlerin ahını aldılar:( kandırıldık demekle olmaz, yapıp yapıp 'kandırıldık' deyi içinden çıkıyorlar:( o zaman banka soyayım kandırdılar beni diyeyim.
    Tekrar emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben bu yazıyı farklı bir blogger ismiyle yaynlamıştım,o nedenle sizin silmiş olduğunuz bir blog yazısına bu konuda yorum yapmıştım..onu eklemiştim..bunu bir not olarak ekleyim dedim.. Diğer yorumlarınıza aynen katılıyorum..umarım bir gün bağımsız bir yargımız gerçekten olur..teşekkür ederim..

      Sil